Akşamdan Kalma..
Dur.. Anlatabilirim!
Dur... agh... canım yanıyor, dur lütfen!..ghkkk...
Ama boğazımı sıkmaya devam edersen konuşamam ki..
ahhh...
Neden hemen boğazıma sarıldığını anlamış değilim sorgulamadan. Bu kadar körü körüne girişmen hiç akıllıca değil.. Tamam tamam dur yine başlama ders vermeye çalışmıyorum..
Tamam..
Biliyordum zaten geleceğini, o yüzden uyumaya çalıştım. Bir an önce bu işi bitir de kurtulayım diye.. Olmadı işte uyandırıldım, rahat bırakmadılar..
Ayak seslerinden tanıdım geldiğini, onların hiçbiri farketmiyordu tabi. Onlar senin kim olduğunu nereden bilsin.. Senin kavgalı olduğun benim..
Gerçi nedir benden istediğin onu da tam bilmesem de.. Büyük ihtimalle evimden bu kadar uzaklara geldim diye sinirlisin, bırakmadın peşimi oradan beri..
Önceden gönderdiğin mesajları da aldım.. Gerçekten acı verici mesajlardı.. Bu anın geleceğini bilmek.. Hazırım ama..
Güneş etrafta mutluca dolaşırken gelmiyorsun değil mi? Aydınlığın, diz kapaklarımı parçalarcasına çöktüğümde beni kollarına alıp avutacağını biliyorsun çünkü.. O gider gitmez hemen o mektupları gönderdin kapının pencerenin arasından, rüzgarlara doldurup gönderdin, açıp okuyacağımı biliyordun çünkü, geride bıraktıklarımdan bir parça için her şeyi göze alacağımı biliyordun.. Anıları zarfalara tıkıştırıp gönderdin..
Benim aklımda olsan da korkutuyorsun beni.. Şu anda yüzündeki ifadeyi kendin de görebilsen.. Sanki beni parçalara ayıracakmışcasına kıyıp sonra o noktada öldürmek istiyormuşsun gibi geliyor..
Zaten her akşam da yaptığın bu değil mi? Önce boğazlayıp nefesimi kesiyor, sonra gözlerimden yaş gelene kadar en sivri aletlerle yavaşça diliyorsun beni.. O aletleri de bir önceki geceden çalıyorsun en taze haliyle aklımdan.. İlk başta vermemeliydim sana..
Sonra her sabah güneş yaralarımı iyileştiriyor değil mi? Uyku tüm o yarıklara rüya denen o tatlı öpücüğünü konduruyor, merhem oluyor..
Ve sabah ben mutlu uyanıyorum yeni güne..
Dudağımda önceki günün acısı..
Düşündüm de.. Durma, devam et..
Dur... agh... canım yanıyor, dur lütfen!..ghkkk...
Ama boğazımı sıkmaya devam edersen konuşamam ki..
ahhh...
Neden hemen boğazıma sarıldığını anlamış değilim sorgulamadan. Bu kadar körü körüne girişmen hiç akıllıca değil.. Tamam tamam dur yine başlama ders vermeye çalışmıyorum..
Tamam..
Biliyordum zaten geleceğini, o yüzden uyumaya çalıştım. Bir an önce bu işi bitir de kurtulayım diye.. Olmadı işte uyandırıldım, rahat bırakmadılar..
Ayak seslerinden tanıdım geldiğini, onların hiçbiri farketmiyordu tabi. Onlar senin kim olduğunu nereden bilsin.. Senin kavgalı olduğun benim..
Gerçi nedir benden istediğin onu da tam bilmesem de.. Büyük ihtimalle evimden bu kadar uzaklara geldim diye sinirlisin, bırakmadın peşimi oradan beri..
Önceden gönderdiğin mesajları da aldım.. Gerçekten acı verici mesajlardı.. Bu anın geleceğini bilmek.. Hazırım ama..
Güneş etrafta mutluca dolaşırken gelmiyorsun değil mi? Aydınlığın, diz kapaklarımı parçalarcasına çöktüğümde beni kollarına alıp avutacağını biliyorsun çünkü.. O gider gitmez hemen o mektupları gönderdin kapının pencerenin arasından, rüzgarlara doldurup gönderdin, açıp okuyacağımı biliyordun çünkü, geride bıraktıklarımdan bir parça için her şeyi göze alacağımı biliyordun.. Anıları zarfalara tıkıştırıp gönderdin..
Benim aklımda olsan da korkutuyorsun beni.. Şu anda yüzündeki ifadeyi kendin de görebilsen.. Sanki beni parçalara ayıracakmışcasına kıyıp sonra o noktada öldürmek istiyormuşsun gibi geliyor..
Zaten her akşam da yaptığın bu değil mi? Önce boğazlayıp nefesimi kesiyor, sonra gözlerimden yaş gelene kadar en sivri aletlerle yavaşça diliyorsun beni.. O aletleri de bir önceki geceden çalıyorsun en taze haliyle aklımdan.. İlk başta vermemeliydim sana..
Sonra her sabah güneş yaralarımı iyileştiriyor değil mi? Uyku tüm o yarıklara rüya denen o tatlı öpücüğünü konduruyor, merhem oluyor..
Ve sabah ben mutlu uyanıyorum yeni güne..
Dudağımda önceki günün acısı..
Düşündüm de.. Durma, devam et..
Powered by ScribeFire.
Comments