Bir Damla Gözyaşıydı, Karıştı Geceme
Kalbime dokundu... O yüzden bozuldu kalbim, ekşidi, sonra beni rahatsız etti, dürttü gece gece..
"O kelimeler var ya o kelimeler.. Harfi harfine çok feci dokundu bana ya.. Sanırım içimdekini boşaltmam gerekecek gerçekten iyi hissetmiyorum, zaten biliyorsun akşam oldu melankoli romatizmalarım b.."
"Tamam tamam sorun değil, gözümü kullanabilirsin.. Bu kadar hoşuna giden bir şey nasıl sana bu kadar acı çektiriyor?"
"Eskiden evdeyken böyle değildim ya! Buranın havası bozdu heralde, evım gibi değil ya.. Bir parça sınırı aştı mı dayanamıyorum, böyle oluyorum.. Ama bir yandan da hoşuma gidiyor böyle sözlerle beslenmek.. Kısır döngü işte ne yapacaksın?"
Anlıyordum.. Kalbimin sesi yankılanırken kulağımda, omuriliğimden koşa koşa geçerek gözüme koştuğunu hissedebiliyordum.. Havada bir ürperti..
Dışarıda yağmur, yapraklarda o en sevdiğim ritmi çalıyordu.. Müziği kapamıştım doğa beni kollarına alsın diye o şarkısıyla..
Sonra birden bire gelen kutuma bakma kararı esti penceremden içeri rüzgarında akşamın..
Orada, sakince kendi köşesine çekilmiş duruyordu.. Masum bakışlarıyla bana pek de yabancı olmayan o kelimeleri fısıldadı: to my dearest ruby..
Ben ne olduğunu anlayana kadar kalbim fırladı öne heyecanla, kim olduğunu görür görmez yerinde hoplayıp zıplamaya başladı. O kadar ki, bir an nefes alamayacakmışım gibi hissettim..
Sonra usulca elimi uzattım ona: "Gel kalk, anlat bana nedir seni buralara getiren macera.." Hisseder gibiydim bana söyleyeceklerini, ama yılbaşı hediyesini açmaya meraklı bir çocuk gibi de heyecanlıydım, kalbimle birlikte mutlulukla dansediyordum oturduğum yerde..
Sonra ağzını açtı.. Tanıdık bir kaç ses algılandı.. Ama unutuldu gitti.. Tanıdık seslerden soyunup tüm çıplaklığını ortaya seren bir dalga geldi, kalbimi alıp uzaklara, okyanusları aşıp özlenen diyarlara taşıdı..
Ben, kalpsiz, birkaç saniye bana kalan o içi boş kelimeler içerisinde kaybolmuştum..
"O kelimeler var y..." Kalbimin sesine uyandım.. Hayaller boşluğunda sürüklenip gitmiştim. Beni taşıyan o kelimeler.. Onun elleri kokuyordu, o bilmediğim kokuyu kelimelerle notalara dökmüştü göndermişti.. Her sonat, bir resimdi hafızalardan kazınıp suratıma çakılan..
Kalbim fırlayarak gözümden içeri girdi.. O an sessizlikti.. Sadece bir damla yaş süzüldü dışarıdaki yağmura özenip..
Yakalamak istemedim, bıraktım özgür olsun, belki uçar gider diye bekledim, belki gecenin yarısında bir öpücüğe dönüşür, konar o ellere hükmeden yanaklara..
Uçamadı, bacağıma düşer düşmez parçalandı ve öldü.. Kimsenin göremeyeceğini gördüm, cansız bedeninden bir duygu ruhu havalandı ve odanın içine giren rüzgara karşı direnip dünyayı sarmalayan uçsuz bucaksız havaya kanat açtı.. Ona gittiğini biliyordum; üzerinde gönderenin adresi olmasa bile o ellere dokunduğunda havai fişekler patlayacağını ve beni tanıyacağını biliyordum..
Kalbimi dinledim.. Çıkardığı o duygu seli onu yormuş olacak.. Çıktığı yolculukları düşleyerekten kendinden geçmiş, uyumuş..
Gökyüzüne baktım.. Saçmaydı, bulutların arasından göğü görmeyi planlamak.. Ama kendime inanmıştım..
Olmadı, gökyüzü yoktu..
Ama orda bir yerde bir inci tanesinin yıldız gibi ışıldadığını gördüm.. Bir damla mutluluk iksiriydi ışığında, o güzel gülümsemesini gördüm.. Ben de gülümsedim.. Bir damla yaş geldi, avucuma aldım, inciye üfledim..
İçimi okudu o yaşta, parladı son kez, ve gecenin zifiri karanlığında yokoldu..
Sessizliğimle yanlız başımaydım.. Sonra anılar aldı beni kucağına, özlemi duyulan o sesiyle ninnisini söyledi bana, yavaşça uykunun o yumuşak kollarına teslim ederken beni..
"O kelimeler var ya o kelimeler.. Harfi harfine çok feci dokundu bana ya.. Sanırım içimdekini boşaltmam gerekecek gerçekten iyi hissetmiyorum, zaten biliyorsun akşam oldu melankoli romatizmalarım b.."
"Tamam tamam sorun değil, gözümü kullanabilirsin.. Bu kadar hoşuna giden bir şey nasıl sana bu kadar acı çektiriyor?"
"Eskiden evdeyken böyle değildim ya! Buranın havası bozdu heralde, evım gibi değil ya.. Bir parça sınırı aştı mı dayanamıyorum, böyle oluyorum.. Ama bir yandan da hoşuma gidiyor böyle sözlerle beslenmek.. Kısır döngü işte ne yapacaksın?"
Anlıyordum.. Kalbimin sesi yankılanırken kulağımda, omuriliğimden koşa koşa geçerek gözüme koştuğunu hissedebiliyordum.. Havada bir ürperti..
Dışarıda yağmur, yapraklarda o en sevdiğim ritmi çalıyordu.. Müziği kapamıştım doğa beni kollarına alsın diye o şarkısıyla..
Sonra birden bire gelen kutuma bakma kararı esti penceremden içeri rüzgarında akşamın..
Orada, sakince kendi köşesine çekilmiş duruyordu.. Masum bakışlarıyla bana pek de yabancı olmayan o kelimeleri fısıldadı: to my dearest ruby..
Ben ne olduğunu anlayana kadar kalbim fırladı öne heyecanla, kim olduğunu görür görmez yerinde hoplayıp zıplamaya başladı. O kadar ki, bir an nefes alamayacakmışım gibi hissettim..
Sonra usulca elimi uzattım ona: "Gel kalk, anlat bana nedir seni buralara getiren macera.." Hisseder gibiydim bana söyleyeceklerini, ama yılbaşı hediyesini açmaya meraklı bir çocuk gibi de heyecanlıydım, kalbimle birlikte mutlulukla dansediyordum oturduğum yerde..
Sonra ağzını açtı.. Tanıdık bir kaç ses algılandı.. Ama unutuldu gitti.. Tanıdık seslerden soyunup tüm çıplaklığını ortaya seren bir dalga geldi, kalbimi alıp uzaklara, okyanusları aşıp özlenen diyarlara taşıdı..
Ben, kalpsiz, birkaç saniye bana kalan o içi boş kelimeler içerisinde kaybolmuştum..
"O kelimeler var y..." Kalbimin sesine uyandım.. Hayaller boşluğunda sürüklenip gitmiştim. Beni taşıyan o kelimeler.. Onun elleri kokuyordu, o bilmediğim kokuyu kelimelerle notalara dökmüştü göndermişti.. Her sonat, bir resimdi hafızalardan kazınıp suratıma çakılan..
Kalbim fırlayarak gözümden içeri girdi.. O an sessizlikti.. Sadece bir damla yaş süzüldü dışarıdaki yağmura özenip..
Yakalamak istemedim, bıraktım özgür olsun, belki uçar gider diye bekledim, belki gecenin yarısında bir öpücüğe dönüşür, konar o ellere hükmeden yanaklara..
Uçamadı, bacağıma düşer düşmez parçalandı ve öldü.. Kimsenin göremeyeceğini gördüm, cansız bedeninden bir duygu ruhu havalandı ve odanın içine giren rüzgara karşı direnip dünyayı sarmalayan uçsuz bucaksız havaya kanat açtı.. Ona gittiğini biliyordum; üzerinde gönderenin adresi olmasa bile o ellere dokunduğunda havai fişekler patlayacağını ve beni tanıyacağını biliyordum..
Kalbimi dinledim.. Çıkardığı o duygu seli onu yormuş olacak.. Çıktığı yolculukları düşleyerekten kendinden geçmiş, uyumuş..
Gökyüzüne baktım.. Saçmaydı, bulutların arasından göğü görmeyi planlamak.. Ama kendime inanmıştım..
Olmadı, gökyüzü yoktu..
Ama orda bir yerde bir inci tanesinin yıldız gibi ışıldadığını gördüm.. Bir damla mutluluk iksiriydi ışığında, o güzel gülümsemesini gördüm.. Ben de gülümsedim.. Bir damla yaş geldi, avucuma aldım, inciye üfledim..
İçimi okudu o yaşta, parladı son kez, ve gecenin zifiri karanlığında yokoldu..
Sessizliğimle yanlız başımaydım.. Sonra anılar aldı beni kucağına, özlemi duyulan o sesiyle ninnisini söyledi bana, yavaşça uykunun o yumuşak kollarına teslim ederken beni..
Comments